Güncel Yazılar
escort bursa-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-escort istanbul bayan-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort bayan-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort bayan-bursa escort-kocaeli escort-ataşehir escort-istanbul escort bayan-sikiş-bursa escort-bursa escort

Yarım Asırlık Avrupa Birliği

6 kurucu üye ile yola çıkan Avrupa Birliği (AB), bugün 27 ülkeli ulus üstü en başarılı entegrasyon olarak kabul ediliyor. Yarım asırlık hikayesine baktığımızda tedrici genişlemesi ile global anlamda çok ciddi bir yapılanmaya sahip olan AB, 25 Mart 2007 tarihi itibariyle 50. yaşını kutladı. Dönem Başkanı Almanya’nın ev sahipliği yaptığı kutlamalar renkli görüntülere sahne oldu. Yazımızın amacı bu kutlamaların muhtevasıyla alakalı olmadığı için bu konuya girmiyorum.

Bundan 50 yıl önce bir bahar mevsimi, takvimler 25 Mart 1957 tarihini gösterdiği bir günde Roma’da bulunan Campidoglio Sarayı’nda Avrupa’nın 6* ülkesinden 12 devlet adamı Horatii ve Curiatii Odası’nda Roma Antlaşması’nı görüşmek üzere bir araya gelmişti. Odanın ismine dikkat buyurun. Oda adını Roma ve Alba şehirleri arasındaki mücadeleyi nihayete erdiren muharebelerden almakta. İkinci Dünya Savaşı’nda birbirlerini tüketen Avrupa ülkelerinin, aralarındaki mücadeleyi bitirmek üzere bir araya geldiği Roma’da bu odayı seçmiş olmaları manidar gözüküyor. Ayrıca Roma Antlaşması’nın amaç ve içeriğiyle örtüşüyor.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu antlaşmalarından oluşan Roma Antlaşmaları, Avrupacılık fikrinin siyasi tarih anlamında sahneye çıkışını sağlamıştır. Ama öncesinde birtakım gelişmeler olduğundan bahis açmamız gerekmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da siyasi, ekonomik ve toplumsal bitmişlik bunalımı, Avrupa ülkelerinin hatalarını görmelerine ve birliktelik/bütünlük anlayışının kuvvetlenmesine olanak sağlamıştır. Bu ruh hali içersinde arayışa giren Avrupa, 1950 Mayıs’ında Schuman Planı’nı deklare etti. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman ile Fransız planlamacı Jean Monnet tarafından geliştirilen, Almanya ve Fransa’nın kömür ve çelik(ikisi de savaş teknolojisi için çok önemli iki kaynak olma özelliğine sahiptir) üretimini bir üst otorite yönetimi altında birleştirmek amacını taşıyan müşterek bir proje olan Schuman Planı, Roma Antlaşması’nın yolunu açan önemli bir gelişmedir. Avrupa’da kalıcı barışı hedefleyen plan, her ne kadar iki ülke arasında düşünülse de kabul görmüş olmalı ki, Benelüx** ülkeleri ve İtalya’da projeye dahil olmuşlardır. Neticede altı ülkenin katıldığı Schuman Planı, 1951 yılında Paris’te imzalanan ve Paris Antlaşması olarak bilinen Avrupa Kömür ve Çelik Teşkilatı’na dönüştürülmüştür. İşte bu teşkilat Avrupa Birliği’ne giden yolda Birliğin kurumsal anlamda ilk nüvesini teşkil eder.

AKÇT üyesi altı ülkenin(altılar diye de bilinir) girişimleriyle Roma Antlaşması’na taşınan fikir ve yapılanma, alan ve boyutlarını genişleterek Avrupa Ekonomik Topluluğunu oluşturmuştur. Bulgaristan ve Romanya’yı bünyesine katarak en son genişleme dalgasını yaşayan Birlik, 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle 27 üyeli, sınırları Atlantik’ten Karadeniz’e, Akdeniz’den Baltık Denizi’ne ulaşan geniş ve etkin bir dünya gücü olmuştur. Ve bu genişleme ilerleyen yıllarda da devam edecektir. Şuan müzakereleri devam eden iki ülke Hırvatistan ve Türkiye’dir. Siyasi haritada Avrupa kıtasına bakıldığında Norveç, İsviçre ve Orta Avrupa’da yer alan beş küçük ülkeyi hariç tuttuğumuzda Avrupa’nın tamamına genişleyen bir Birlik görülmektedir. Ukrayna ve Beyaz Rusya kadar sınırları ulaşan AB’nin bir 50 yıl sonra Rusya’yı da kapsayacağı düşünülüyor. Fakat şu da belirtilen bir husus; AB, ABD gibi federal bir devlet olmayacak. En azından önümüzdeki elli yıl için bu düşünülmüyor.

Genişleyen ve büyüyen birlik, bu genişlemeye bağlı olarak sorun ve sorumluklarını da büyütmektedir. AB’nin en başarılı dış siyaseti olarak bilinen genişleme, üç askeri diktatörlüğü(İspanya/1986, Portekiz/1986, Yunanistan/1981) ve on eski komünist ülkeyi(2004) birlik içine alarak dönüştürmeyi başarmıştır. Ama unutulmamalıdır ki, her ne kadar güç unsuru olarak gösterilse de genişleme, aynı zamanda potansiyel bir ayrılık ve farklılığı tehlike olarak içinde barındırmaktadır.

Yarım asırlık bir başarının kısmi detaylarından bahsettim. Yazımı sonlarken Amerikalı tarihçi Will Durant’ın tarihi bir gerçeği vurguladığı sözlerine yer vermek istiyorum: “Büyük bir uygarlık kendi kendini içinden yok etmediği sürece fethedilemez.”

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

* Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg
** Belçika, Hollanda, Lüksemburg

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir