ankara escort
Güncel Yazılar

Yeni Orta Asya Stratejik Dengeleri Bağlamında Çin Halk Cumhuriyeti

Giriş
Eski Sovyetlerin Güneyindeki Orta Asya devletlerinin mücadele vermek zorunda kalmaksızın, Sovyetler Birliği’nin parçalanmasının ardından bir tür armağan olarak elde ettikleri bağımsızlık, hem olumlu hem de olumsuz sonuçları beraberinde getirmiştir. Orta Asya bölgesinde 1991’lerde başlayan rekabet, bu beklenmedik bağımsızlığın olumsuz sonuçlarından biri olmuştur. Bağımsızlığın geliş hızı, Orta Asya liderlerine komşularıyla ilgili politikalar oluşturma zamanı tanımamış, bu nedenle, dünyanın geride kalan kısmıyla ilişkileri, kendi istedikleri şekilde değil, bu devletlerin Orta Asya ile kurmayı istedikleri şekilde belirlenmiştir. Eski Sovyetler Birliği’nin merkezi Moskova tarafından yönetilmeye alışkın bu yeni bağımsız Orta Asya cumhuriyetlerinin yer aldığı bölgede, birdenbire büyük bir iktidar boşluğu doğmuş, bu iktidar boşluğunun yanında, jeopolitik ve jeoekonomik boyutlarıyla birlikte yeni büyük bir oyun da ortaya çıkmıştır. Rusya’nın bölgedeki varlığının azalmasıyla birlikte, hem ABD, Japonya, Çin gibi uluslararası güçler ve hem de Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan gibi bölge devletleri, jeopolitik ve jeoekonomik avantajlar edinmek amacıyla bu yeni oyunda yerlerini almaya başlamışlardır. Tüm bu ülkeler kendi öncelikleriyle bölgeye gelmiş ve kendi tercihleri doğrultusunda yeniden Orta Asya cumhuriyetlerine yönelmişlerdir.

Bu makale kapsamında Orta Asya bölgesinde, özellikle Kazakistan ve Kırgızistan nezdinde bir büyük güç olarak beliren Çin halk Cumhuriyeti’nin Orta Asya bölgesine ilişkin dış politika öncelikleri, 11 Eylül ve Kırgızistan sivil darbesi sonrası Çin’in bu bölgeye ilişkin değişen politikaları ve Çin’in çok boyutlu güvenlik kaygısı bağlamında Orta Asya bölgesine ilişkin gelecekteki olası politik tavrı ifade edilecektir.

Orta Asya Bölgesinin Çin Halk Cumhuriyeti tarafından algılanış biçimi
Çin’in Orta Asya bölgesine ilişkin dış politika öncelikleri; herhangi bir istikrarsızlığı önlemek, sınır bölgelerinin istikrarını sağlamak, mevcut enerji kaynaklarının güvenliğini temin etmek, ekonomik işbirliğini genişletmek, bölgede diğer batılı güçlerin ve Rusya’nın etkinlik kazanmasını önlemek, güvenlik ve istikrar sağlayacak örgütler kurmak şeklinde özetlenebilir.
Çin, üç Orta Asya ülkesi – Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan – ile 3000 km.lik sınırı olan önemli aktörlerden biridir. Amacı Orta Asya ülkeleri ile karşılıklı güvene dayalı ilişkiler geliştirmektedir.

Çin artan enerji gereksinimi nedeniyle zengin enerji rezervine sahip bölgelerle ilgilenmektedir ve bu ihtiyacını yakınında bulunan Orta Asya bölgesinden karşılamak istemektedir.

Çin bölgenin refah ve istikrarı ile yakından ilgilidir. Eğer bu bölgede bir karmaşa ya da radikal bir dönüşüm yaşanırsa, tüm Avrasya kıtasındaki politik ve ekonomik işbirliğinin geleceği ciddi biçimde etkilenebilir. Orta Asya bölgenin istikrarlı olması; hem Doğu Türkistan’daki ayrılıkçı güçleri engelleyebilmekte, hem de Çin’in ekonomik kalkınmasında en önemli stratejik ham madde olan enerji güvenliğini sağlayabilmektedir.

Orta Asya ülkeleriyle kurulan ikili ve çok taraflı işbirliği ilişkileri Rusya’nın bölgedeki etkisini dengeleyebileceği gibi ABD’nin bölgedeki gücünü de kırabilmektedir.

Çin ve Rusya’nın tehdit olarak algıladıkları konular hemen hemen birbirinin aynıdır. Xingiang (Sincan) bölgesindeki ayrımcı hareketler eğer desteklenirse yayılabilir. Belki de Çin’in bölgeye karşı bu iyi planlanmış bağlantı ve ilişkilerinin arkasında değişken Xingiang jeopolitiği yatmaktadır. 1990’lı yılların başlarında Orta Asya ülkeleri bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde, Xingiang bölgesinde ayrımcı hareketlerin başladığı görülmüştü.

Aynı zamanda, Çin Rusya’nın Orta Asya devletleri ile artan politik ve askeri bağlarından ve ABD’nin bölgede artan jeo-stratejik ve ekonomik rolünden tedirginlik duymaktadır.

Çin, Kazak petrolünü ve Türkmen gazını kullanmak istemektedir. 1998 yılında yapılan bir anlaşmayla batı Kazakistan ve Doğu Türkmenistan’dan geçecek boru hatlarının inşası kabul edilmiştir. Orta Asya ülkeleri de Çin’in kendileri için öneminin farkındadırlar ve bu nedenle bölgesel işbirliği ve ticaret için Orta Asya devletleri ve Çin arasında temaslar gelişmektedir.

Çin’in ucuz ve göreceli olarak kaliteli mallarına da Orta Asya pazarı talep halindedir. Çin’in bu faaliyetlerinin etkileri uzun vadede Rusya’nın bölgedeki konumunu zayıflatacaktır ve bölgedeki güç mücadelesi kapsamında bir ölçüde Rusya’nın geri çekilmesine yol açacaktır. Belki de bu bölgede Rusya’nın üstünlük ve etkisi sonunun başlangıcı olacaktır.

Çin’in Orta Asya’da mevcut güvenlik ve ekonomik çıkarlarının yanı sıra 11 Eylül sonrası siyasî çıkarları da ön plana gelmiştir.

11 Eylül sonrası ABD Afganistan ve Pakistan dahil bütün Orta Asya’da 13 askerî üs tesis etmiştir. ABD’nin Kırgızistan’daki askerî üssü Doğu Türkistan’a ancak 400 km mesafededir. Çinli uzmanlar ABD’nin Doğu Türkistan’a komşu devletlerde askerî kuvvetler konuşlandırmasını Çin’e yönelik bir stratejik girişim olarak değerlendirmiştir. 2005’te Washington, Kırgızistan’da erken uyarı ve hava gözetleme E-3 keşif uçağı konuşlandırmayı planlamıştır. Bu tür keşif uçakları havalandığında bütün Doğu Türkistan bölgesindeki hedefleri takip altına alabilmektedir. Çinli uzmanlara göre, ABD’nin Kırgızistan’daki üssünden kalkan uçaklar 10-20 dakika içinde Doğu Türkistan’a girebilmektedir. ABD’nin Kırgızistan’daki tüm bu askerî girişimleri doğrudan Doğu Türkistan’ı tehdit etmekte ve şüphesiz Çin’i kuşatmaktadır.

Kırgızistan’da meydana gelen sivil darbe ise bu kuşatılmışlık hissini yoğunlaştırmış ve stratejik belirsizlik durumunu artırmıştır. Bütün bu gelişmeler ve Pekin’in olaylar karşısındaki siyasî açıklamaları Çin’in bölgedeki etkisinin zayıflaşmaya başladığını göstermektedir.

11 Eylül, Kırgızistan’da Sivil Darbe ve Çin’e Yansımaları 
11 Eylül sonrası ABD ve NATO güçlerinin Orta Asya’ya askeri açıdan konuşlanmasıyla Soğuk Savaş sonrası dönemde bölgede mevcut Rusya-Çin stratejik ortaklık/işbirliği ilişkileri çerçevesinde oluşan denge hem Rusya Federasyonu hem de Çin Halk Cumhuriyeti aleyhine bozulmuştur. 11 Eylül sonrası ABD ve NATO güçleri Kırgızistan’da askerî üs tesis ettikten sonra Rusya da aynı şekilde Kırgızistan’da yeni askerî üs konuşlandırmıştır. Çin de Kırgızistan ile askerî işbirliği ilişkilerini artırmıştır. ABD ve Rusya’nın Kırgızistan’da askerî üsler tesis etmesiyle bu iki ülke Çin’e psikolojik etki yaratmış ve Çin’in Doğu Türkistan üzerindeki endişesini attırmıştır. Bu bağlamda, Kırgızistan, Rusya ve Çin’in, Washington ve Brüksel’in Orta Asya’da sürdüren yeni oyununu bozma konusunda önemli jeostratejik rolü vardır. Bişkek’in, Moskova-Pekin eksenine iştirak etmesinin nedeni Washington’un Orta Asya’daki etkisini engellemek ve Batı’nın bölgedeki rolünü dengelemektir. Bunun stratejik anlamı fevkalade önemlidir.

Pekin hükümeti de öteden beri Kırgızistan ile özel bir ilişki geliştirmeye çalışmıştır. Çin, Kırgızistan’a yönelik ekonomik yardım ve Kırgızistan güvenlik güçlerine teçhizat konusunda destek vermiştir. Çin, ilk defa sınır dışı askerî tatbikatı Kırgızistan’da gerçekleşmiştir. Çin’in Kırgızistan’da çok da fazla ekonomik çıkarı olmamasına rağmen Kırgızistan’a yapılan yardım ve desteklerin çoğu hibe şeklinde idi. Pekin’in Kırgızistan’daki temel çıkarı ise güvenliktir, yani Doğu Türkistan’daki ayrılıkçı hareketlere karşı Bişkek’in desteğine ihtiyacı vardır. Bu nedenle Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Terörle Mücadele Merkezi Kırgızistan’da tesis edilmiştir, bu merkezin finansmanı da Çin tarafından sağlanmaktadır. Ancak, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün iki direği olan Rusya ve Çin, 11 Eylül olaylarına kadar ne Afganistan’ın istikrarını sağlayabilmiş ne de Orta Asya’da güvenliğini temin edebilmiştir. 11 Eylül sonrası ABD ve NATO güçlerinin bölgeye girmesiyle belli ölçüde bölge güvenliği sağlanabilmiştir. Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi olan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan örgüt ile istişare etmeden ABD’nin Orta Asya’ya girmesine açık destek vermişlerdir. Son yıllarda Orta Asya ülkeleri ABD’den uzaklaşma politikasını benimsemeye başlamalarına rağmen Kırgızistan’da olduğu gibi Çin’e değil daha çok Rusya’ya yakın olmayı tercih etmi,şlerdir. En son Kırgızistan’da meydana gelen olaylar karşısında Rusya ve Çin hiç bir girişimde bulunamamıştır.

Diğer Orta Asya cumhuriyetleri gibi ABD’nin ilgisini cezbedecek oranda doğal kaynaklara sahip olmayan, hatta transit bir ülke olarak da çok değerli sayılmayan Kırgızistan’ın jeopolitik konumu açısından ABD için değeri dikkat çekicidir. Afganistan’a sınırı olmamasına rağmen, teorik olarak Afganistan’daki Bagram Üssüne destek vermek amacıyla kurulan Manas Amerikan Üssü, büyüyen tehdit Çin’e karşı alınan bir önlem olarak değerlendirilmelidir. Çin’e psikolojik bir baskı aracı olarak varlığını koruyan askeri üs, ABD’nin Afganistan planlarından çok, Çin politikalarına hizmet etmektedir. Bölgede ABD politikalarına hizmet edecek açık toplumlar ve yönetimler oluşturulması yönünde ilk hedef Kırgızistan olmuştur.

Bunun yanı sıra, Kırgızistan’daki sivil darbe Çin’in Orta Asya bölgesine ve Orta Asya Devletlerine ilişkin tüm stratejik düşüncelerini tekrar gözden geçirmesine neden olmuştur. Bu nedenle, Çin Halk Cumhuriyeti açısından Kırgızistan’da yaşanan gelişmeler doğrudan bir tehdit algılamasına dönüşmüştür. Kırgızistan’la önemli bir sınır paylaşan Çin için, Kırgızistan’da yaşanan herhangi bir güvenlik boşluğu, Çin idaresinde bulunan Doğu Türkistan’a yansıması ihtimali nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki Çin, muhalefet gösterilerinin başladığı tarihten itibaren ülkede yaşanan gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir. Çin tarafından alınan önlemlerin ikinci safhası ise, Kırgızistan ve Çin idaresi altında bulunan Doğu Türkistan arasındaki sınır kapısının kapatılması olmuştur. İrkesham sınır kapısını kapatarak Pekin, gelişmelerin Uygur Türklerinin yaşadığı bölgeye sıçramasını engellemeye çalışmıştır.

Kırgızistan’da yaşanan yağmalama eylemlerinden Çin yatırımları da nasibini almıştır. Yeni hükümete yönelik tutumu henüz belirsizliğini korumakla birlikte, Çin Halk Cumhuriyeti Kırgızistan’da yaşanan sivil darbeyi, kendisini çevreleme politikasının bir parçası olarak değerlendirmektedir. Çin, üzerinde hissettiği ABD baskısının her geçen gün arttığının farkındadır. Önemli bir açılım sahası olarak değerlendirdiği Orta Asya bölgesinde devrimlerin gündeme gelmesi, Çin’in önümüzdeki dönemde yeni girişimlerde bulunma ihtimalini güçlendirmektedir.

Sonuç Yerine
Çin, küresel sistemi derinden etkileme potansiyeline sahip bir ülke durumundadır. Tarafların siyasal, askeri ve ekonomik potansiyelleri net bir biçimde belirlenmeden ve kendi ekonomik ve askeri gücünü pekiştirmeden Çin’in tek kutuplu dünya sistemini değiştirme teşebbüsünde bulunması oldukça uzak bir ihtimal olarak görünmektedir.

Ne istediğini, bu aşamada neyin mümkün olduğunu bilen akılcı bir politika izleyen Çin, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü durumundadır. Donanmasını süratle modernize eden ve genişleten, uluslararası sistemin etkin bir üyesi olmak isteyen Çin’in, kendine özgü bir demokrasi kültürü geliştirme yolunda olduğu açıktır.

11 Eylül sonrasında teröre karşı mücadeleye Çin yönetimi güçlü destek vermiştir. Orta Asya ve Afganistan ile sınırlarının güvenli olması öncelikli dış politika amaçlarındandır. Şanghay İşbirliği Örgütü girişimini başlatma nedenlerinden biri de budur. Ancak ABD’nin Afganistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da konuşlanması, Pekin’i Washington’un Çin’i kuşatma stratejisini sürdürdüğü yönündeki kanaatlerini pekiştirmiştir. Çin’in; Japonya ile ilişkilerin karşılıklı yarara hizmet edecek şekilde belirlenmesi, Rusya ile stratejik işbirliğinin geliştirilmesi, Asya ülkeleri ile serbest ticaret alanı kurulması gibi konularda akılcı bir politika izlediğini gözlemlemekteyiz. Çin; ABD’nin enerji sevkıyatını kesintiye uğratmasından kaygılı olduğundan, enerji güvenliğini sağlamak için, Avrasya’da nüfuzunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda, Kazakistan ve Türkmenistan’da petrol yatakları satın almıştır.

Kendi eksilerini ve karşı gücün artılarını büyük ölçüde kavramış durumda olan Çin’in uluslararası arenada ABD’ye meydan okuyacak girişimlerde bulunacağı ihtimali oldukça zayıftır. Ama her önemli uluslararası konuda görüşü, desteği aranan bir ülke haline geldiği de bir gerçektir. Ancak, ABD karar alıcıları, demokratikleşme ve özgürlük ideallerini dünyanın her yerine yaymaya kararlı olduklarının altını sıklıkla çizmektedirler. Washington ulusal çıkarlarından biri olan demokratikleşmeyi 11 Eylül sonrası uygun gördüğü ülke ve bölgelere yaymaya başlamıştır.

Uluslararası demokrasi sistemini benimsemiş ülkeler giderek artmaktadır. Ancak yine de dünyada üçte bir oranındaki ülkelerin siyasî sistemi demokrasi değildir. Bunların arasında en büyük devlet ise Çin’dir. Kırgızistan’da meydana gelen sivil darbe Çin’i demokrasi güçleriyle kuşatmış eylemin ilk adımları olabilir. Nitekim ABD kuvvetleri Çin’i hem Pasifik’te hem de Orta Asya’da yani Doğu-Batı yönünde kuşatmış durumdadır. Washington’un Pekin’e yönelik politikası Çin’in de demokratikleşmesidir. Orta Doğu ve Orta Asya’daki bu askeri kuşatma belki sadece Çin’in demokrasileşmesi için bir itici araçtır. Bu gelecek projeksiyonlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ileriki dönemlerde görebileceğiz.

Yazar: Gamze Güngörmüş Kona

Kaynak: Karizma Dergisi, Yıl 6, Sayı 23, 2005

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

American Politics

How do you approach the disputes about secularism in the United States and evaluate it …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir