Güncel Yazılar

Yunanistan Ekseninde Avrupa Birliği Krizini Düşünmek

2008 krizi ABD kaynaklıydı, şimdi AB kaynaklı bir kriz var…

Bu kez mortgage veya balonlardan-köpüklerden temellenen bir kriz değil…

Ama 2008 krizinin de etkileriyle büyüyen kamu borçlarından temellenen ve bankacılık sektörünü de çok ciddi bir şekilde tehdit eden bir kriz var…

İlk sinyalleri Güney Avrupa’da başlamış, henüz Kuzey’i vurmamış; ama Kuzeyi de köşeye sıkıştırmış bir kriz var…

Bu süreçte 2009’dan bu yana üç yıldır daha çok Yunanistan’ın kurtarılmasını konuşuyoruz. Ve arkasından İtalya, İspanya, Portekiz ve İrlanda’yı da ekliyoruz…

Belki de Avrupa’daki bankaların kurtarılmasını daha fazla konuşmalıydık!

Yine de öncelikle Yunanistan’ı merkeze alalım. Hakkı da var; topun ağzında olduğu için!…

Yunanistan’da neler oluyor? Nereye gelindi?

Toplam üretim (GSMH) 230 milyar euro civarında (300 milyar dolar)… ve üretimde büyüme değil, küçülme yaşanıyor…

Bütçe 25 milyar euro açık veriyor (gelir 89, gider 114). Bütçe açığının GSMH’ye oranı %10 civarında… Açık yüzünden yeni borç bulmada zorlanılıyor; Yunan kağıtlarının itibarı kalmadığı için kimse yatırım yapmak istemiyor.

Büyüme olmadığı için vergi toplama sorunu devam ediyor. Bu durumda sadece harcamaları kısarak bütçe açığını kapatmak olanak dahilinde (vatandaşlarının tepkilerine karşı durulabilmesi koşuluyla!). Ama bütçe açığından ziyade devlet borçlarını kapatmak daha büyük bir sorun…

Toplam kamu borcu 350 milyar euro civarında… Kamu borcunun milli gelire oranı %160’larda; yani bir yıllık GSMH tutarını yemeden, içmeden, harcamadan sadece borcuna ödese, yine yetmiyor!

En son ve yeni kabul edilen 130 milyar euro’luk ikinci kurtarma paketi ve diğer önlemler başarılı olabilirse, 2020’lerde bu oranın %120’ye çekilebileceği “tahmin”, ama daha çok “temenni” ediliyor!

Demek ki, kurtarma operasyonları başarılı olsa bile, 10 yıl sonra Yunanistan hala borç sorunlarıyla boğuşmaya devam edecek! O halde paket ve diğer önlemler Yunanistan’ın pek de işine yaramayacak! O halde kimin işine yarayacağı üzerinde düşünülmeli… Bu koşullarda Yunanistan vadesi gelen borçlarını çevirebilse iyi… ama bunu da yapamıyor… Borç boyunu aşıyor!

Borcun 130 civarı bankalara (55’i Fransız, 21’i Alman, 12’si İngiliz, 10’u Portekiz ve 8’i de ABD bankalarına)… bankalar dışında borçlu olunan diğer sigortacılık şirketleri ve yatırım fonları da var… Yunanistan’ın uçan kuşa borcu var. 450 civarında finans kuruluşu alacaklı durumda. Bu kuruluşları temsil eden Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tahsilat için Yunanistan ve AB ile müzakereler yapıyor.

Uzun zamandır yürütülen bu müzakerelerde, 350 milyar euro’luk kamu borcunun 100 civarında bir kısmının silinmesi ve geriye kalanının da yeniden yapılandırılması (tahvil takası) görüşülüyor (henüz anlaşmaya varılmış değil) …

Alacaktan vazgeçmek kabul edilebilir bir şey değil. Ancak hiç alamamak “tehdidi” karşısında en azından yarısını tahsil edebilmek “hiç yoktan iyi” olmaktadır… Bu aşamada alacaklılar için, silme işlemi yapıldıktan sonra geriye kalanın ödenmesini garantiye almak daha önemlidir. Bu konuda taraflar arasında görüşmeler ve vade ve faiz pazarlıkları yapıldı (11 yıldan 30 yıla kadar vade ve vadeye göre %2’den %4 küsura kadar faiz oranı uygulanacağı gibi bilgiler yazılıp çizildi). Ayrıca tahvil takası anlaşmasının sonuca ulaşması 130 milyarlık yeni kurtarma paketinin ön koşulu olarak kabul edilmiş. Tahvil takasları ile ilgili görüşmeler, borcun ne kadarının azaltılabileceği ve sonuçların ne zaman alınabileceği Mart’ın (2012) ortalarında netleşmiş olacak.

Yunanistan’ın borçlarının 50 milyar kadarı 2012 vadeli (İtalya daha kötü durumda, “kurtarılamayacak kadar büyük” yakıştırması yapılıyor ve 2012 vadeli borçları 300 milyar… AB genelinde ise vadesi gelen borçlar 1.2 trilyon euro civarında… toplam AB borcu 9 trilyon civarında)…

Yunanistan’ın acil borcu göreli olarak küçük gibi, ama boyuna göre büyük.. ama asıl büyük tehlike domino etkisi riski taşıması… malum büyük yangınlar önce küçükten başlar… büyük çığlar da… mudiler Yunanistan’daki bankalara hücum etmeye görsün…

Riskin Fransa ve Almanya’ya yayılması bir yana; kuyrukta bekleyen İtalya, Portekiz, İspanya ve İrlanda’nın da borçları için indirim talep etmek zorunda kaldıklarını bir düşünelim… Güç nereye kadar yetebilir? En iyimser senaryoları nerede durdurabiliriz? Bunu tam olarak bilemiyoruz; ama IMF uzun zamandır ek kaynak arayışına boşuna çıkmış değil! Uluslararası platformlarda hem IMF’in ve hem de AB kurtarma fonunun 1 trilyon dolara çıkarılması boşuna konuşulmuyor! Çin, Japonya, Hindistan, Brezilya ve diğer bazı gelişmekte olan ülkelerin daha fazla katkı sağlaması da boşuna gündemi işgal etmiyor!

Bütün bunlar Yunanistan’ın 50 milyarlık acil borcu için değil…

AB Finansal sisteminin ve euro bölgesinin kurtarılması

O halde, Yunanistan’ın kurtarılmasından amaç daha çok domino etkisiyle krizin Avrupa’yı sarmasını önlemek ve özellikle parasal birliğin devamını sağlamak… ve ilk etapta daha çok AB bankalarını ve diğer yatırımcıları, kısaca alacaklıları kurtarmak… Çünkü Avrupa’da finansal piyasalar “telden tutuyor”. Bankaların durumu oldukça kritik… Pek çok uyarı ve çabalara rağmen bankaların sermaye yeterlilik oranları yetersiz ve zayıf ülkelerin kağıtlarını bol miktarda stok yapmışlar… derecelendirme kuruluşları Avrupa’da sadece ülkelerin değil, bankaların da notlarını sürekli düşürüyor…

Bankacılık kanalıyla krizin tüm AB ülkelerini, hatta oradan ABD’yi ve tüm dünyayı olumsuz etkileyebilecek şekilde derinleşmesi olasılığı var. Krizin bulaşıcı etkileri çok iyi biliniyor… Bu yüzden, Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerin krizinden daha çok, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin bankalarının krizi var demektir. Ama nedense ikincisi biraz daha perdelenmiş gibi duruyor.

Bu ortamda Almanya ve Fransa gibi ülkeler “bize ne Yunanistan’dan, ne hali vara görsün, atalım, kurtulalım” diyemiyorlar. Zaman zaman Almanya gibi diğer ülkelerin vatandaşları bunu dese de ve tek tek bazı politikacılar bunu dillendirse de, genel politika düzeyinde buna yanaşmak istemiyorlar.

Anlaşılacağı gibi, Avrupa kendini kurtarmak için Yunanistan’ı kurtarmak istiyor. Bu da Yunanistan’ın işine geliyor mu diye düşünüyoruz. Yunanistan’a 2011’de önce 110, şimdi de 130 milyar euro’luk destek zorlanarak da olsa verildi. Kemer sıkma “bonus”ları da unutulmadı. Zorlanıldı, çünkü bu sonuca gelebilmek bile ayları aldı. Ve vadesi gelen borçlara aktarılmak üzere, dilimler halinde “gıdım gıdım” aktarılıyor. Buna karşılık bankalara yapılan aktarmalar çok daha cömert ve çok daha kolay yapılıyor. Niçin? Asıl kriz bankacılık krizi olduğu için… “Lehman Brothers” benzeri bir krizin Avrupa’da yaşanmaması için…

Aslında büyük bir bankacılık krizinin şu ana kadar patlak vermemesi sürecin fena yönetilmediğini de gösteriyor. Örneğin AMB önce Aralık 2011’de bankalara 500 milyar euro’ya yakın bir kredi vermişti. Bankalar bununla rahat bir nefes almıştı. Ve şimdi de ikinci kez 500 milyar euro’yu geçen bir parayı “tereyağından kıl çeker gibi” Avrupa’daki bankalara aktarıverdiler. Çok düşük maliyetli olan bu krediler, likidite sıkışıklıkları yaşayabilecek olan bankaların vadesi gelen borçlarını ödeyebilmelerini kolaylaştırdı… her defasında da bir bankacılık krizinin yaşanmasının önüne geçildi. Ama bütün bunlara rağmen, Avrupa için asıl tehlike, reel ekonomik büyüme yerine finansal genişlemenin ekonomiyi yönlendirmeye başlayacak olması… resesyon kapıda iken…  sorun sadece likidite sorunu değil ki, sorun aynı zamanda bir büyüme ve istihdam sorunu…

Yunanistan’da kemer sıkma

Bulaşma riskinin önlenmesi için operasyonlar Yunanistan üzerinden yürüyor (biraz da diğer zayıf ülkeler üzerinden). Yunanistan bankalara ve  diğer finansal kurumlara olan borçlarını çevirebilirse euro krizi büyümeden çözülebilecek… Bu amaçla verilen paralar Avrupa bankalarının alacağı olarak tahsil edecek. Paralar daha da kontrollü bir şekilde Yunanistan’a şöyle bir giriş-çıkış yapacak… Yunanistan’dan da bir şeyler kopararak… Yunanistan’ın da rızasıyla… ve bu paraların ekonominin canlanması amacıyla kullanılmayacağını bile bile…

Zaten Yunanistan’da ekonomiyi yönetmede ciddi başarısızlıklar var. Dahası yönetilemeyen bir ekonomi var… uzun zamandır vergiler yeterince toplanamamış ve harcamalar ahbap-çavuş ilişkilerine göre dağıtılmış. Ege ve Kıbrıs gerekçeleriyle ve Türkiye’ye karşı gereksiz savunma harcamalarına girişilmiş… Kamu yönetimi, istihdam ve üretimle ilgili acil reformlar ertelenmiş… Avrupa’da olunmasına rağmen sanayileşme geliştirilememiş ve avantajlı olunan turizm potansiyeli bile yeterince geliştirilememiş… Bu durumda kurtarma paketi karşılığında önüne konan acı reçeteyi kabul etmekten başka seçeneği yok. Mudilerin bankalara hücum etmedikleri için şükretsin!

Yunanistan’da daha önce de (2010’da) 110 milyar euro’luk birinci IMF-AB paketi ile krizden çıkmaya çalışılmıştı. Bugüne kadar bu paketten 70 milyardan fazla Yunanistan’a ödenmiş durumda. Ama bu paralar Yunanistan’ın acil borçlarına ve harcamalarına gitmişti. Sonuçta ekonomisinin canlanması açısından başarısız olunmuştu. Ekonomi 2012’ye girerken (2011’in son çeyreğinde) %7 küçülmüştü; adeta kemerde sıkılacak yer kalmamasına rağmen! Süregelen grevler, protestolar bunun göstergesi… Buna rağmen Yunanistan özellikle Almanya (ve diğer gelişmiş Avrupa) tarafından, yükümlülüklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle, sürekli eleştirildi.

Şimdi de 130 milyar euro’luk paket var ve kemer sıkma reçetesi yine acı… 2012’de 15 bin kamu personelinin işten çıkarılması, kamuda ücretlerden ve emekli-dul-yetim maaşlarından 3.3 milyar euro tasarrufa gidilmesi, asgari ücretin 751 euro’dan 600 euro’ya çekilmesi var… 400 milyon savunma harcamalarının kısılması iyi ama, sağlık ve eğitim harcamasından 170 milyon ve devlet sağlık sistemi teşviklerinden 500 milyon kısılması ve ilave diğer önlemler de var…

Bunlar yapıldığında, karşılık olarak borçların ödeme zamanı geldiğinde Yunanistan’ın temerrüde düşmesi önlenecek. 130 milyar kullanılmaya başlayacak. İlk olarak 20 Mart 2012’de 14,5 milyar euro’luk devlet borcu ödenecek…

Ne var ki, bugüne gelinen süreçte, Yunanistan’da işsizlik oranı artarak %16’lardan, %18’lerden %20’lere çıkmış (AB ortalaması %10’un üzerinde)… daha da yükseliyor… İşsizlik tırmanırken, ekonomik faaliyetlere ilişkin beklentiler de iyice erozyona uğramış durumda. İşyerleri kapanıyor, satın alma gücü zayıflıyor ve yoksulluk derinleşmeye başlıyor. Toplumsal düzeyde gerginlikler ciddi boyutlara tırmanıyor, zaman zaman şiddete dönüşüyor. Kemer sıkma politikalarına tepki gösteren ve ortalığı kasıp kavuran halkın kırdığı-döktüğü kamu tesislerini onarmak için bile Yunanistan bütçesinde para yok… Bu sorunların nasıl aşılabileceğine dair paketlerde hiçbir şey yok…

Kriz dönemlerinde ücret ve maaşların kısılmasının yanlış bir politika olduğunu IMF hala öğrenememiş durumda. Şimdi aynı şeyi yeniden uyguluyorlar… AB ise Yunanistan ekonomisini terbiye etmek amacıyla bunu onaylıyor; sorun Yunanistan’ı kurtarmak yerine alacaklıları kurtarmak olunca, yapılanlar doğru geliyor onlara! Fatura şimdilik Yunanistan halkına çıkmış durumda. Bu gidişle halkın uzun süre eski refah düzeyini yakalaması da mümkün gözükmüyor.

Tam da bu koşullar altında yangına körükle giden derecelendirme kuruluşları (Standard and Poor’s, Moody’s ve Fitch) ortaya çıktı… Ve Yunanistan’ın kredi notunu “temerrüt düzeyine” düşürdüler (dedim ya Yunanistan’ı düşünen yok!). Bu not, takas anlaşmaları başarılı olsa da olmasa da, Yunanistan’ın yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği, iflas riskinin ve temerrüt riskinin yüksek düzeyde kalmaya devam edeceği anlamına geliyor… Bir şeylerin açık ilanı gibi!… on gün bekleyemediler!… Kriz geçirmeyecek bir ülke bile, bu notla …

Ve tam da özel sektör kreditörleriyle takas anlaşması yapılmak üzereyken… Bu anlaşmaya bağlı olarak, 130 milyarlık paket dilimlerinin serbest bırakılmaya başlanmasına “ramak kalmışken”… Belki de takasa gidecek özel kreditörlere “anlaşmaya varın, varmazsanız alacaklarınızın tamamını kaybedersiniz” şeklinde ikinci bir tehdit gibi de yorumlanabilir… Kim bilir? Ama sonuçta Yunanistan, 2002’de başlayan parasal birlik tarihinde, euro bölgesinde notu bu düzeye düşen ilk ülke olmuş oldu. Ve Yunanistan’ın sorunları hala çözüm bekliyor…

Üstelik çözüm olarak üretim, büyüme, ihracat, turizm ve istihdam eksenli politikalar izlenmesi gerektiği halde, kemer sıkma politikalarından medet ummak zorunda kalınmış…

Diyelim ki, Yunanistan’ın ödeme sıkışıklıkları giderildi… takasla vadesi uzatılan borçların ödenebilmesi için bile büyüme gerekmiyor mu? Maalesef ne yapılacağı ve nasıl yapılacağı konusunda belirsizlikler ve anlaşmazlıklar devam ediyor. Tahminlerimiz bizde kalsın, ama yarın ne olacağını kesin olarak hiç kimse bilmiyor!

Zavallı Yunanistan! “Suni olarak” Avrupa’ya yakınlaşmak yerine, “doğal olarak” bize daha fazla yakınlaşmış olsaydınız, size daha fazla yararımız dokunabilirdi… ve “ikimiz de” bugün ekonomik olarak ve tarihsel olarak hak ettiğimiz çok daha farklı yerlerde olabilirdik…

Yazar: Şevket Tüylüoğlu

Pazar 4 Mart 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) ve Büyük Britanya

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’nın Avrupa’ya sayısız faydaları olacaktır. Yaklaşık 13 milyon iş istihdamı sağlayacak …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle